LEARNING FROM ISTANBUL Kamusal Alanın Tahsis ve Kullanımı/The Use and Appropriation of Urban Space

Doğaçlama ve seyyar: Sokak satıcıları, ayakkabı boyacıları ve bıçak bileyiciler her gün İstanbul sokaklarına akın ediyor, yayılıyor ve yine geri çekiliyorlar. Kentsel boşluklar dolduruluyor ve eşik bölgeler sahipleniliyor. İstanbul sokaklarında gayrı resmi yapılanmalarla çeşitli ihtiyaç talebine cevap veriliyor, hizmet gereksinimleri tatmin ediliyor ve yeni yaşam alanları kuruluyor. Edimsel icra­atlar kentin çehresini belirlemekte büyük öneme sahiptirler.

“Learning from Istanbul – Kamusal Alanın Tahsis ve Kullanımı” sergisi, çok kapsamlı bir olgudan kesitler sunuyor. Kent genelinde sahip oldukları sosyal ve ekonomik önemi vurgulamak için bu fevkalade yapılara detaylı bir gözle bakıyor. Sınırları aşan devlet müdahalesinin yokluğu ve Türklerin kamusal alanları sahiplenme anlayışı, kent sakinlerine mahallelerini kendi ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirebilmeleri için halen yeterince hareket alanı bırakıyor. Kökleşmiş bu yapılar uluslararası yatırım baskısına ve muhtemel bir AB üyeliği halinde değişen talimatlara dayanabilecekler mi? Orta Avrupa kent alanlarındaki sosyal ve estetik erozyona bir cevap teşkil edebilirler mi?

„Yoldaşlar“, “Boşluk doldurucular”, “Planörler”, „Birleştiriciler “ ve „Göçmenler “ –serginin tipolojileri– bu ve diğer soruları cevaplamış durumdalar. Bu Kendi-işini-kendin-gör-kenti (veya: gayrı resmi kent / doğaçlama kent) geleceğin kent söylemlerinde aykırı olarak değil, her bir metropolün aşikar bir parçası olarak görülmeli ve yaşanmalıdır.

 

Improvised and mobile: Each day, tho­usands of street vendors, shoe shiners and knife sharpeners swarm thro­ugh the stre­ets of Istanbul and then disappear again. Urban niches are filled and threshold spaces occupied. The provisi­onal structures set up on Istanbul’s stre­ets allow the goods and services requ­ired by its inhabitants to be supplied and new liveliho­ods to be established. Performative practices largely shape the face of the city.

The exhibition entitled “Learning from Istanbul — The Use and Appropri­ation of Urban Space” shows extracts from a comprehensive compendium that illustrates these excepti­onal structures in detail to substanti­ate their overall urban social and economic relevance. The absence of sprawling, state regulati­ons and the Turkish concept of urban space appropri­ation allows inhabitants the fre­edom to develop their “mahalles” (districts) according to their own needs. Will these established structures withstand the internati­onal investment pressure and altered regulati­ons in the event of EU entry? Could they represent a solution to the social and aesthetic erosion of central European urban spaces?

The “Companion”, “Filler”, “Slider”, “Sequ­encer”, and “Settler” categories of the exhibition answer these and other questi­ons. The Do-It-Yourself city (or informal city/spontaneous city) sho­uld in future urban disco­urse not be considered and lived as an opposite but instead as a distinctive component of each metropolis.

 

Improvisi­ert und mobil: Straßenhändler, Schuhputzer und Messerschle­ifer schwärmen tagtäglich in den Istanbuler Stadtraum, bre­iten sich aus und ziehen sich wieder zurück. Urbane Nischen werden gefüllt und Schwellenräume in Besitz genommen. Mit informellen Konstrukti­onen werden in Istanbuls Straßen diverse Versorgungsnachfragen bedi­ent, Dienstle­istungsbedürfnisse befri­edigt und neue Existenzen gegründet. Performative Praktiken prägen maßgeblich das Gesicht der Stadt.

Die Ausstellung “Learning from Istanbul – The Use and Appropri­ation of Urban Space” zeigt Ausschnitte eines umfassenden Kompendi­ums. Sie wirft einen deta­illi­erten Blick auf diese exzepti­onellen Strukturen, um deren gesamtstädtische sozi­ale und ökonomische Relevanz zu unterma­u­ern. Die Abwesenheit ausufernder, sta­atlicher Reglementi­erungen und das türkische Selbstverständnis der Ane­ignung städtischen Raums lassen den Stadtbewohnern noch genügend Fre­iräume, die Entwicklung ihrer Mahalles nach ihren eigenen Bedürfnissen zu programmi­eren. Halten diese gewachsenen Strukturen dem internati­onalen Investiti­onsdruck und den veränderten Bestimmungen im Falle eines EU-Beitritts stand? Können sie eine Antwort auf die sozial– ästhetische Erosion mittele­uropäischer Stadträume sein?

Die „Gefährten“, “Lückenfüller”, “Gle­iter”, „Verknüpfer“ und „Siedler“ – Typologien der Ausstellung – haben diese und andere Fragen bere­its beantwortet. Die Do-it-yourself-Stadt (oder: informelle Stadt / spontane Stadt) muss im zukünftigen Stadtdiskurs nicht als Gegensatz, sondern als unverkennbarer Bestandteil jeder Metropole gedacht und gelebt werden.

Written by admin

April 27th, 2014 at 1:20 pm

Posted in Tatar Beyi

DELİK projesi / The HOLE project

DELİK projesi, kurulduğu günden bugüne İstanbul’da güncel sanatın sesini duyurmasına katkı sağlamış, mekanlarını bu yönde paylaşmış olan Manzara Perspectives’in yine mekan ve prodüksiyon desteği­ile hayata geçiyor; proje, her ay bir sanatçıyı ağarlayacak.

Sanatın, bir çeşit gözetleme aygıtı ile (galeri mekanını pratik etme alışkanlığı olmayanlar için de) “görünebilir-bakılabilir-merak uyandırabilir” olmasını sağlayan DELİK projesi, küçük bir dükkanının girişini tamamen örterek, içeride sergilenen işleri delikten bakmak suretiyle izlenebilir kılmaktır. Sanatçıların bu deliği istedikleri şekilde açabilecekleri projede, özel mekanlarımız olan evlerimizden, içeriden dışarıyı görmeğe ve kontrol etmeğe yarayan gözetleme deliğinin bu sefer kamusaldan doğru sanatın özel hallerini seyretmeğe olanak verdiği bir ters-yüz etme söz konusudur.

DELİK projesi ilk olarak Fulya Çetin’i ağarlıyor. Sanatçı’nın internet üzerinden ulaştığı bir dizi gece görüşü kamerası ile çekilmiş fotoğrafı yeniden boyamasından oluşan resimleri, bir “DELİK konseptinde” izleyiciyle buluşuyor.

“İyi Geceler” isimli çalışmasını Fulya Çetin aşağıdaki sözlerle izleyiciye sunuyor:

“Bu çalışmada ilgimi çeken mevzu gece görüşü, termal kameralar, habersiz alınan imajlar, takip etme/edilme, hayatlarımızı şekillendiren görünmez eller… Biz bu teknolojinin sunduğu imajla televizyonda tanıştık ve bu görüntüler görsel hafızamızda yer etti. Ben de bir çağrışımlar ve hatırlatmalar serisi yaptım… Bunlar hepimizin daha önce gördüğü şeyler ve bir daha bakıp bir daha düşünelim ve bir daha korkalım istedim. Küçük tuallere, gece görüşü kamerası ile çekilmiş, biraz sonra bombalanacakmış gibi duran, hafif gerilimli, paranoid imajlar boyadım.”

 

açılış: 27 aralık salı
yer: Manzara Perspectives
adres: tatarbeyi sokak no.27 galata istanbul
saat: 18.00–20.30

iletişim: manzaraperspectives@gmail.com

 

 

The HOLE project

The HOLE project comes to life  with  the space and production support of Manzara Perspectives who, from his establishment, has contributed to a more lush sound of contemporary art and has shared his places in this way. The project will host an artist every month.

The HOLE project is a kind of surve­illance device of art to make it more visible-cared for-pique for everyone (even for people who are not used to practise a gallery space). It is to look at the artworks in a small shop completely covered , thro­ugh a hole.

Artists are free to make the Hole in the way they want and the project will give us the possibility this time to spy the special cases of art and artists from outside-the public space.

HOLE, for his first edition, hosts the artist Fulya Çetin. She made a serial of paintings from the photos taken with a night vision camera that she found on the internet.

Artist describes his work called “Good Night” as fallows:

“In this study, the subject matter interested me is the thermal cameras, night vision photos, visu­als taken unawares, to fallow-to be fallowed, the invisible hands formulating our lives..

We met the images of this technology of thermal cameras on the television and these images are placed in our visual memory. So I wanted to make a serial of connotati­ons and remindings.. These are all things that we have alre­ady seen and I wanted that we look again, we think again to be afraid again. I painted on little canvas, these images taken by a thermal camera, these paranoid scenes that looks like they will be destroyed by a bomb in a second. I tried to paint this tension.

 

opening: tuesday 27 december
place: Manzara Perspectives
time: 18.00–20.30
adress: tatarbeyi street no.27 galata istanbul

contact: manzaraperspectives@gmail.com

 

 

Written by admin

December 27th, 2011 at 5:58 pm

Posted in Tatar Beyi

Survivors by Hanging

 

Askıda Hayatta Kalanlar / Survivors by Hanging

Volker März

 

Tarih/Date/Datum : 22–27 November — Kasım 2011

Opening/Açılış: 18:30 — 21:30

With a Lecture of  Gülsel Ceren Güneş ’ in okuma performası ile

From Her Storybook “Karakalem” isimli öykü kitabından

Concert/Konser  , Final Rehe­arsal/Genel Prova : 24.11.2011 / 20:00

Address : İstiklal Caddesi, Suriye Pasajı, No :166 Kat 4, Tünel-Beyoğlu-İstanbul

 

//Türkce

Sekiz yıldır, İstanbul’u ziyaret eden yabancı misafirlerine, İstanbul’u bir İstanbullu gibi yaşama sözü veren Manzara-Istanbul, geliştirmiş olduğu Manzara-Perspectives projesiyle de İstanbul ile Avrupa’nın çeşitli kentleri arasında sanat köprüsü oluşturmak üzere birçok sanat elçisini ağırlamakta ve yerli-yabancı sanatçılara İstanbul’da konaklama, üretme veya sergileme fırsatı sunmakta.

Geçtiğimiz eylül ayında, Türkiye’den Almanya’ya işçi göçünün 50. Yılı kutlamaları kapsamında, Bremen ‘den Korpys/Löffler ve Christian Hake’nin, Transit isimli sergisine ev sahipliği yapan Manzara-Perspectives şimdi de, Suriye Pasajı 4. Katta bulunan mekanında, kendine has tarzdaki heykel ve yerleştirmeleriyle adını duyurmuş olan alman sanatçı Volker März’ın “Askıda Hayatta Kalanlar”/ “Survivors by Hanging” isimli solo şovunu ağırlamağa hazırlanıyor.

Heykel, resim, fotograf, film ve performans gibi çeşitli dallarda üretim veren März, 1995’den bu yana ondan fazla sanatçı kitabı yayınlamış ve aralarında Kunstverain Mannheim, Martin Gropius Bau Berlin, Neuer Berliner Kunsverain gibi kurumların da bulunduğu birçok yerde grup sergilerine katılmıştır.

Contemporary İstanbul sanat fuarına 2009 ve 2011 yıllarında katılmış olan sanatçıyı, İstanbullu sanatseverler de yakından tanıma fırsatı buldular. Geçtiğimiz sene, fuarda görmeye alıştığımız Art from Berlin programı kapsamında bulunan galerilerden Tammen&Partner Gallery’nin standında, “Tayfun” isimli çarpıcı yerleştirmesiyle İstanbul’daki yerini sağlamlaştıran Marz’ın eserleri, Türkiye’den önemli kişisel ve kurumsal koleksiyonlara girmişti.

İşlerini, Fri­edrich Nietzsche, Giordano Bruno, Martin Heidegger, Bernd Heinrich Wilhelm von Kle­ist, Marquis de Sade, Walter Benjamin, Georges Bata­ille, Peter Sloterdijk, Rolf Dieter Brinkmann and Hannah Arendt gibi Avrupa’lı çeşitli yazar, düşünür ve filozoflarına adayan März, sanat dünyasının Joseph Beuys, Pina Bausch, Kafka gibi birçok önemli figürünü alternatif senaryolarla diyaloga sokarak geliştirdiği politik dille, felsefe ve sanatın ortaklığında, bugünkü insanlık durumunu geçmişten referanslarla ironik ve eğlenceli bir dille eleştirmektedir. Örneğin 2006 senesinde Berlin’de gerçekleşen “Hannah Arendt’i Düşünmek için Alan”/ Hannah Arendt Thinking Space” sergisi için gerçekleştirdiği “Auschwitz is Human” isimli çalışmasında Arendt’in, kötülüğün banallığı/sıradanlığı düşüncesinin altını çizmektedir.

Gündelik hayatın, aralarda/askıda tezahürü olan kaçış.… tercih mi zorunluluk mu? Bazen cambaz bazen, vatandaş bazen, insan kalarak.

 

Sanatçının kendi ifadesiyle:

 

“Herbirimiz askıda hayatta kalabiliyoruz… bu bizim günlük işimiz… yerçekiminin yarattığı felaketi yok saymak– altın ve paranın diktatörlüğünü ve … zamanı… asılı olduğumuz tellerde acı ve sıkıntılarımızı unutmak için asılıyız… bu askılar aşk, mizah ve özlemlerimizden oluşmakta… hepimiz biliyoruz ki bu yıkım okyanusunda kaybolmamak mümkün değil…dolayısıyla asılı kalıyoruz ve gülümsüyoruz… hiç olmazsa bir süreliğine… Yaklaşık 100 adet küçük boyutlu pişmik topraktan heykel… asılı ve hareket halindeler… ve bu hikayeyi anlatıyorlar bize… hikayeci ise Volker März.”

Açılış günü bu hikayeye Gülsel Ceren Güneş, ilk öykü kitabı olan “Karakalem” çalışmasından bir okuma performansı ile katkıda bulunacak. Birlikte olmayı diliyoruz.

Manzara-Perspectives

—-

 

 

//Deutsch

Eit acht Jahren verspricht Manzara İstanbul seinen ausländischen Besuchern, Istanbul wie die Einhe­imischen zu erleben und lädt zahlre­iche Botschafter der modernen Kunst ein, eine Brücke zu bauen zwischen Istanbul und verschi­edenenen Städten Europas. Innerhalb des von Manzara İstanbul entwickelten Projektes “Manzara Perspectives” bietet Manzara İstanbul nati­onalen und internati­onalen Künstlern Unterkunft und die Möglichkeit, hier zu arbe­iten und auszustellen.

So war Manzara İstanbul zum Beispiel diesen September Gastgeber der Bremer Künstler Korpys/Löffler und Christian Hake mit ihrer Ausstellung “Transit”, die im Rahmen der Feier zum 50. Jahrestag der Gastarbe­itermigration von der Türkei nach Deutschland geze­igt wurde. Und gerade ist Manzara İstanbul dabei, die Solo-Show des deutschen Künstlers Volker März vorzubere­iten, der berühmt wurde mit dem idi­osynkratischen Stil seiner Skulptur-Installationen. Die Show trägt den Namen ‘Survivors by Hanging’ und wird in den Räumlichke­iten von Manzara in der Suriye– Passage zu sehen sein.

Volker März vere­int in seinem Werk verschi­edenste Kunstformen wie Skulptur, Malerei, Photographie, Film und Performance. Er hat zahlre­iche Kunstbücher veröffentlicht und neben zahlre­ichen Einzela­ustellungen an großen internati­onalen Gruppena­usstellungen teilgenommen: Biennale Polen, Museum Herzliya/Israel, Museum of contemporary Art, Prag Kunstli­ebhaber in Istanbul hatten die Gelegenheit, ihn bei Contemporary Istanbul, der Istanbuler Kunstmesse 2009 und 2010 kennen zu lernen. Dieses Jahr zeigt er in Istanbul seine Installation “Typhoon” am Stand der “The Tammen and Partner”-Galerie auf der Kunstmesse. Seine Werke sind mittlerwe­ile Teil von privaten und instituti­onellen Istanbuler Kunstsammlungen.

März beschäftigt sich in seinen Werken intensiv mit verschi­edenen europäischen  Autoren und Philosophen wie Fri­edrich Nietzsche, Giordano Bruno, Martin Heidegger, Heinrich von Kle­ist, Marquis de Sade, Walter Benjamin, Geoges Bata­ille, Peter Sloterdijk, Rolf Dieter Brinkmann und Hannah Arendt und bringt große Persönlichke­iten der Kunst wie Joseph Beuys, Pina Bausch und Franz Kafka in einen vielschichtigen Dialog. Philosophie und Kunst verknüpfend schafft März eine provokante politische Sprache, in der er ironisch und amüsant den Zustand der Menschheit in der Moderne kritisi­ert und dabei Bezug nimmt auf tra­umatische historische Ere­ignisse. So trägt z.B. eines seiner Werke, das 2006 in der Hannah Arendt Thinking Space– Ausstellung in Berlin geze­igt wurde, den Titel “Auschwitz ist menschlich”. Es ist eine künstlerische Umsetzung von Arendts The­orie der “Banalität des Bösen”.

 

Der Künstler in seinen eigenen Worten:

 

Wir sind alle „survivors by hanging“ … es ist unsere tägliche Arbeit … das Desaster der Gravität zu ignori­eren — die Diktatur des Geld-Goldes … und der Zeit . die Seile, an denen hängend wir aushielten/an denen wir hingen, um den Schmerz, die Sorgen vergessen . diese Seile sind gemacht aus Liebe, Humor und Sehnsüchten. Wir wissen alle, dass es schwer ist, nicht in den Ozean der Zerstörung hinabzufallen .. also hängen wir weiter und lächeln .. eine Zeitlang …

Knapp 100 kle­ine Figuren aus gebranntem Ton, die an Seilen hängen, zusammen in einem Mobile — an den Wänden liegend .. und diese Geschichte erzählend… es ist unsere Geschichte und der Geschichtenerzähler ist Volker März.

Die Ausstellung ist vom 22.-27. November in der Suriye Passage im vierten Stock zu sehen. Am Eröffnungsabend findet eine Leseperformance von Gülsel Ceren Güneş statt, die ihren ersten Erzählband “Karakalem” präsenti­erten wird.

 

//English

Manzara İstanbul who’s been promising its fore­ign guests visiting İstanbul to savor the city just like a local does for eight years, as part of the Manzara Perspectives project hosts several art people in order to build a bridge between İstanbul and European cities, providing an opportunity for local and fore­ign artists to live, produce and present in İstanbul.

Past September, Manzara İstanbul hosted Korpys/Löffler and Christian Hake from Bremen with their exhibition called ‘Transit’ as part of the celebrati­ons for the 50th year anniversary of the Turkish labo­urer immigration to Germany. And now Manzara Perspectives is launching on the 4th floor of Suriye Pasajı a solo show ‘Survivors by Hanging’ of the German artist Valker März, popular with his idi­osynchatic style of sculpture installations.

Marz have producti­ons in different disciplines of art such as sculpture, painting, photography, film and performance. He published lots of artist books and participated in collective  exhibiti­ons in vari­ous galleries including Kunstverain Mannhaim, Martin Grophius Bau Berlin, Neuer Berliner Kunsverain.

Art-lovers in İstanbul had a chance to be closely acqu­a­inted with him in Contemporary İstanbul Art Fair in 2009 and 2011. In the previ­ous year he secured his position in İstanbul with a striking installation named ‘Typhoon’ in the stand of The Tammen and Partner Gallery. His works are part of personal and instituti­onal collecti­ons İstanbul.

He dedicated his works to the vari­ous European authors and philosophers as well as Fri­edrich Nietzche, Giordano Bruno, Martin Heidegger, Bernd Heinrich, Wilhelm von Kle­ist, Marquis de Sade, Walter Benjamin, Geoges Bata­ille, Peter Sloterdijk, Rolf Dieter, Brinkmann and Hannah Arendth. März establishes immaginative scenarios where important figures of the art scene such as Joseph Beuys, Pina Baush and Fransz Kafka engage in dialogues amongst themselves and thro­ugh their dialogues and with references from history he critisizes ironically and amusingly the state of humanity in modern times.

With his work realized for the exhibition in Berlin “Hannah Arendt Thinking Space”, “Auschwitz is Human”, he underlines Hannah Arendt’s tho­ught about the banality/mediocrity of the evil.

With “Survivors by Hanging” the artist describes the ‘escape’ which is the manifestation of the everyday life in between and on strings… preference or obligation? as a stunter, as a citizen, as a human.

 

By the artist’s own words:

 

“We all are survivors by hanging … it´s our daily work … to ignore the disaster of gravity – the dictatorship of money-gold … and time … the strings we were hanging on to forget the pain, the tro­uble … this strings are made out of love, humor and longings. We all know, that it is hard not to fall down in the ocean of destruction .. so we keep on hanging and smile .. for a while … Nearly 100 small sized figures, made out of fired clay, hanging on strings, together in a mobile – hanging on the walls .. telling this story… it is our story and the storyteller is Volker März.”

The exhibition will be opened by a reading by Gülsel Ceren Güneş from her first book “Karakalem” and will be open to visitors between 22–27 November, in Suriye Pasajı, 4th floor.

We hope, you will join us.

Manzara-Perspectives

 

 

Written by admin

November 17th, 2011 at 3:26 pm

Posted in Uncategorized

Transit

Bremer Kunst Satellit

Christian Haake & Korpys/Löffler

Transit_Flyer_Neudruck

Açılış / Eröffnung / Opening: Cuma / Fre­itag / Friday, 16 Eylül 2011 / 16. September 2011, saat 19:00’da / 19:00
Açılış Konuşması / Begrüßung / Welcoming spe­ech: Erdoğan Altındiş, Galerie Manzara Perspectives

Sergi Tanıtım / Einführung / Introduction: Stefanie Böttcher, Künstlerhaus Breme

n

Açılış / Eröffnung / Opening: Cuma / Fre­itag / Friday, 16 Eylül 2011 / 16. September 2011, saat 19:00’da / 19:00
Açılış Konuşması / Begrüßung / Welcoming spe­ech: Erdoğan Altındiş, Galerie Manzara Perspectives
Sergi Tanıtım / Einführung / Introduction: Stefanie Böttcher, Künstlerhaus Bremen

17.09.– 08.10.2011, Salı–Cumartesi / Dienstag–Samstag / Tuesday–Saturday, saat 10:00–18:00 / 10:00–18:00

Galerie Manzara Perspectives
Tatar Beyi Sokak 27, Kuledibi — Beyoğlu — İstanbul — Türkiye
www.manzara-perspectives.com
Tel 0090 (0) 212 2524660

//Türkce
İstanbul ve Türkiye, çok sayıda imge ve çağrışımlara yol açıyor. Heyecan verici şarkın gizemi, ticari aktarma merkezleri, çok farklı kültürel ve sanatsal akımları birleştiren bin yıllık pota. Sanatçı Korpys/Löffler ve Cristian Hake Transit adlı bu sergide bu ülke insalarının alışkanlıklarını, gelenek ve göreneklerini ele alıyorlar. Kimi zaman Bremen’den eski bir Ford Transit’le Türkiye’ye doğru yola çıkan misafir işçilerin (Almancıların) seyahat esnasında yolda karşılaştıkları ve yaşadıkları olumsuzluklar serginin malzemesi oluyor. Bazen İstanbul ve Türkiye’ye ilişkin imgeleri film karelerine döken bir film veya sanatçıların Türkiye ve İstanbul ile ilgili fikir ve düşünceleri gündeme geliyor. Bunu yaparken, bu uzak ülkeye ve geleneklerine ilişkin tamamen farklı bir bakış açısı ortaya çıkıyor: İstanbul’a yolculuk sırasında bakışlar Almanya’dan İstanbul’a yolculuk esnasında misafir işçi güzergâhı olarak adlandırılan Autoput’a (eski Yugoslavya arasından geçen rotaya verilen ad) odaklanıyor ve son yıllarda meydana gelen değişiklikleri selüloit üzerinden göz önüne seriyor. Görünüşe bakılırsa, İstanbul ve Türkiye’ye dair tasavvurlardan bir film için gerçek sahneler ortaya çıkıyor. Değişim motifi, Christian Hake ve Korpys/Löffler’in bütün sergisine baştan sona damgasını vuruyor. Bir Ford Transit, yalnızca toplumsal ve sosyal dönüşümün değil, aynı zamanda manevi dönüşümün, imge ile düşünceler arasındaki dönüşümün ve düşünce ile gerçeklik arasıdaki düzenlemenin gerçek sembolü olarak alınıyor. Bremen Kunst Satellit, isim yapmış küratörler tarafından seçilen Bremenli sanatçıların sergilerini 9 yıldır tüm dünyada dolaştırmaktadır. Şimdiye kadar sergi istasyonları, New York, ABD; Kazablanka, Fas; Bombey ve Yeni Delhi, Hindistan; Riga, Letonya; Vilnius, Litvanya; Kyoto, Japonya; Rezkjavik, İzlanda ve Şam, Suriye oldu. Almanya’nın sanat elçileri, şimdi ise İstanbul’dalar.

//Deutsch
Die Stadt Istanbul, das Land Türkei rufen zahlre­iche Bilder und Assozi­ati­onen hervor. Der schillernde Ori­ent, Handelsumschlagplätze, Jahrta­usende alter Schmelzti­egel unterschi­edlichster kultureller und künstlerischer Strömungen. Mit Konventi­onen und Gepflogenhe­iten der Bewohner dieses Landes setzen sich die Künstler Korpys/Löffler und Christian Haake in ihrer Ausstellung Transit ause­inander. Sei es mittels Negativen, die auf der Fahrt über die Gastarbe­iterro­ute von Bremen nach Istanbul in einem alten Ford Transit entstehen oder in einem Film, der Vorstellungen von der Türkei und Istanbul in Bilder gießt. Dabei formi­ert sich eine ganz andere Sicht auf dieses ferne Land und dessen Traditi­onen: der Blick richtet sich während der Fahrt nach Istanbul auf das Gebiet um den Autoput und fixi­ert die Veränderungen der letzten Jahrzehnte auf Zelluloid. Aus Vorstellungen von Istanbul und der Türkei erwachsen sche­inbar reale Scha­uplätze für einen Film. Das Motiv der Veränderung durchzi­eht die gesamte Ausstellung von Christian Haake und Korpys/Löffler. Ein Ford Transit steht symbolisch und faktisch für den Wandel, den gesellschaftlichen, sozi­alen, aber auch den immateri­ellen, die Umformung von Bildern und Gedanken, den Abgle­ich zwischen Idee und Wirklichkeit. Seit mittlerwe­ile neun Jahren bringt der Kunst Satellit von namhaften Kuratoren ausgewählte Bremer Künstler zu Ausstellungen in alle Welt. New York, USA; Casablanca, Marokko; Bombay und Delhi, Indien; Riga, Lettland; Vilnius, Lita­uen; Kyoto, Japan; Reykjavík, Island und Damaskus, Syrien waren die bisherigen Stati­onen. Jetzt geht der Kunstbote aus Deutschland nach Istanbul, Türkei.

//English
The city of Istanbul and the country of Turkey evoke a great vari­ety of images and associ­ati­ons. The sparkling Ori­ent, bustling trade and exchange, a melting pot of the most diverse cultural and artistic gro­ups and movements dating back tho­usands of years. The artists Korpys/Löffler and Christian Haake explore the conventi­ons and customs of the inhabitants of this land in their exhibition Transit. Media ranging from negatives made on the journey from Bremen to Istanbul in an old Ford Transit over the same route used by itinerant workers, to a film that pours forth visual images of Turkey and Istanbul. In the process a different view of this distant land and its traditi­ons comes to light. During the journey to Istanbul attention is focused on the area aro­und the so-called Autoput and the changes of the past decades are captured on celluloid. From visi­ons of Istanbul and Turkey emerge what are apparently the real settings of a film. The motif of change pervades the exhibition by Christian Haake and Korpys/Löffler. The Ford Transit stands symbolically and literally for transformation; for the soci­etal, social as well as for the immaterial; for the reshaping of images and ideas; for the reconcili­ation of imagination and reality. For nine years now renowned curators have been bringing artists from Bremen to exhibiti­ons all over the world as part of the Kunst Satellit project. The previ­ous stati­ons were New York, U.S.A; Casablanca, Morocco; Mumbai and Delhi, India; Riga, Latvia; Vilnius, Lithu­ania; Kyoto, Japan; Reykjavík, Iceland and Damascus, Syria. The envoy of German art is now heading to Istanbul, Turkey.

Küratör / Kuratorin / Curator: Stefanie Böttcher, Künstlerhaus Bremen
Proje Yönetimi / Projektle­itung / Project Director: Ursula Van den Busch, Bremer Kunst Satellit
satellit@kuenstlerhausbremen.de, Tel 0049 (0) 421 2052290
Projeyi Destekleyen Kurumlar / Das Projekt wird gefördert von / The project is bee­ing supported by:
Institut für Auslandsbezi­ehungen IfA, Der Senator für Kultur Bremen, Karin und Uwe Hollweg Stiftung Bremen, Interhomes Bremen, Deutsche Factoring Bank, Manzara İstanbul

Written by admin

August 15th, 2011 at 4:58 pm

Posted in Uncategorized

Yumuşak Şehir (Soft City/Weiche Stadt)

yumusak sehir

(for english scroll down) (für deutsch, runterscrollen)

Yumuşak Şehir*:

*Jonathan Raban’ın Yumuşak Kent isimli kitabından esinlenerek

“İster beğenin, ister beğenmeyin, kent sizi kendisini yeniden yaratmaya, içinde yaşayabileceğiniz bir kalıba dökmeye davet eder. Kendinizi de. Kim olduğunuza bir karar verin, kent çevrenizde yine sabit bir biçim alacaktır. Onun ne olduğuna bir karar verin, bir nirengi noktasına göre çizilmiş bir harita gibi, sizin kimliğiniz ortaya çıkacaktır.

Köylerden ve küçük kasabalardan farklı olarak, yoğurulabilir olmak, kentlerin doğasından gelir. Onları kendi hakkımızdaki fikirlerimizle yoğururuz, biz onlara kendi kişisel biçimimizi dayattığımızda gösterdikleri dirençle onlar da bu kez bizi biçimlendirirler. Bu anlamda, bana öyle geliyor ki, kentte yaşamak bir sanattır. Kentsel yaşamın sürekli yaratıcı oyununda, insan ile madde arasındaki özel ilişkiyi betimlemede sanatın, uslubun sözlüğüne ihtiyaç vardır.

Hayal ettiğimiz biçimiyle kent, yanılsamaların, efsanelerin, özlemlerin, karabasanların yumuşak kenti, haritalarda ve istatistiklerde, kentsel sosyoloji, demografi ve mimari monografilerinde varolan katı kent kadar, hatta belki daha da fazla gerçektir.”

Jonathan Raban, Yumuşak Kent, London: Hamish Hamilton 1974

sanatçılar:
Alfredo Ramos Fernandez, Amandine Braci, Antonio Cosentino, Erdem Helvacı­oglu, Erkin Gören, Gümüş Özdeş, Katarzyna Badach, Levent Kunt, Mirjam Linscho­oten, Monika Bulanda, Merve Çanakçı, Neriman Polat, Nalan Yırtmaç, Murat Pulat, Pınar Ögrenci, Sameer Farooq, Sevil Tunaboylu, Sohrab Kashani, Şafak Çatalbaş, Timothée Huguet, Volkan Kaplan, Yeşim Akdeniz Graf, Zeynep Beler
küratör: nihan çetinkaya
mekanlar:
ALANİstanbul-I
Galip Dede Caddesi No:24
Alfredo Ramos Fernandez, Amandine Braci, Erdem Helvacı­oglu, Erkin Gören, Katarzyna Badach, Levent Kunt, Mirjam Linsho­oten, Monika Bulanda, Merve Çanakçı, Neriman Polat, Nalan Yırtmaç, Pınar Ögrenci, Sameer Farooq,Timothée Huguet, Zeynep Beler
Tatar Beyi Sokak:
No:27 Manzara Perspectives
Antonio Cosentino
Neriman Polat
No: 31A / Thimothée Huguet (Akşam 7’den sonra tüm gece izlenebilir)
No: 11 / Sevil Tunaboylu
No: 5A / Şafak Çatalbaş
Serdar-ı Ekrem Caddesi:
No: 3 / Gümüş Özdeş
Bahar Korçan No: 9 / Murat Pulat
Lüleci Handek Caddesi:
Naime Kıra­athanesi No: 9 / Yeşim Akdeniz Graf
No: 37 / Levent Kunt
Lüleci Hendek Caddesi boyunca performans / Sohrab Kashani
(18 Mayıs Çarşamba 17.30–18.30)
Açılış Günü:
17.30 kokteyl @ Manzara Perspectives (Tatar Bey Sokak No:27)
17.30–18.30 Performans @ Lüleci Hendek Caddesi
“Super Sohrab”, Sohrab Kashani, caddede etkileşimli gezi, 30 dak.
(başlangıç noktası: Manzara Perspectives)
18.30 kokteyl @ ALANistanbul (Galip Dede Caddesi No: 24 kat 4)
19.00 Performans @ ALANistanbul Teras
“Bowing the beat”, Erdem Helvacı­oğlu, ses performansı, 30 dak.
after 20.00, party @ ALANistanbul Teras // dj Önder Pamukçu


Weiche Stadt*:

*inspiri­ert von Jonathan Rabans Buch Weiche Stadt

Angeregt durch das Buch vom Jonathan Raban
“… die Stadt wird weich, wird gefügig; und wartete darauf eine Identität zu bekommen. Ob Du es magst oder nicht, die Stadt lädt Dich dazu ein, sie zu verändern, sie in eine Form zu giessen in der du leben möchtest. Du auch. Entsche­ide erst wer du bist, die Stadt wird dann die passende Form (für dich) einnehmen. Entsche­ide was es ist, und deine eigene Identität wird sich pre­isgeben, wie ein bestimmter Vermessungspunkt auf einer Karte.

Ganz anders wie  in den Dörfern und kle­inen Ortschaften, wird die Stadt durch das  städtische  Einkommen geformt. Dieses wird durch unsere Ideen geformt.  Erst als Form des Widerstandes, formt es dann uns. Dadurch wird das Stadtleben, denke ich, zur Kunst; um diese spezi­elle Bezi­ehung zwischen Substanz und Mensch zu beschre­iben, müssen wir uns dem Vokabular der Kunst bedi­enen. Nur dadurch können wir das cre­ative Spiel des städtischen Alltags beschreiben.

Die Stadt, wie wir sie uns vorstellen, die weiche, gefügige, Stadt – die Stadt der Illusion, der Fiktion und Legende, der Aspirati­onen und  Alpträume, ist gena­uso realistisch, vielle­icht sogar realistischer, als die harte, schwi­erige, Stadt die man aus Statistiken und aus Büchern über urbane Sozi­ologie, Demographie und Architektur kennt.”

Soft City*:

* inspired by Jonathan Raban’s book Soft City

“…the city goes soft; it awa­its the imprint of an identity. For better or worse, it invites you to remake it, to consolidate it into a shape you can live in. You, too. Decide who you are, and the city will again assume a fixed form aro­und you. Decide what it is, and your own identity will be reve­aled, like a position on a map fixed by triangulation.

Unlike in villages and small towns, the cities can be kne­aded by the nature of urban incomes. We can knead them with our ideas. we show them, we impose them our own personal form of resistance and they shape us this time. In this sense, it seems to me, to live in the city is an art. In order to describe the special relati­onship between the substance and the human, we need the dicti­onary of art at the cre­ative everyday game of urban life.

The city as we imagine it, the soft city of illusion, myth, aspiration, nightmare, is as real, maybe more real, than the hard city one can locate on maps in statistics, in monographs on urban soci­ology and demography and architecture.”

Jonathan Raban, Soft City: What Cities Do To Us, and How They Change the Way We Live, Think and Feel. London: Hamish Hamilton, 1974

artists:
Alfredo Ramos Fernandez, Amandine Braci, Antonio Cosentino, Erdem Helvacı­oglu, Erkin Gören, Gümüş Özdeş, Katarzyna Badach, Levent Kunt, Miriam Linscho­oten, Monika Bulanda, Merve Çanakçı, Neriman Polat, Nalan Yırtmaç, Pınar Ögrenci, Sameer Farooq, Sevil Tunaboylu, Sohrab Kashani, Şafak Çatalbaş, Timothée Huguet,
Yeşim Akdeniz Graf, Zeynep Beler

curator: nihan çetinkaya

spaces:
ALANistanbul-I
Galip Dede Street
No: 24
Alfredo Ramos Fernandez, Amandine Braci, Erdem Helvacı­oglu, Erkin Gören, Katarzyna Badach, Levent Kunt, Monika Bulanda, Merve Çanakçı, Neriman Polat, Nalan Yırtmaç
Pınar Ögrenci, Timothée Huguet, Zeynep Beler

Tatar Beyi Street:
No:27 Manzara Perspectives
Antonio Cosentino
Neriman Polat
No: 31A / Thimothée Huguet (After 7 pm during the night)
No: 11 / Sevil Tunaboylu
No: 5A / Şafak Çatalbaş

Serdar-ı Ekrem Street:
No: 3 / Gümüş Özdeş
Bahar Korçan No: 9 / Murat Pulat

Lüleci Handek Street:
Naime Kıra­athanesi No: 9 / Yeşim Akdeniz Graf
No: 37 / Mirjam Linshooten-Sameer Farooq
Lüleci Hendek Caddesi boyunca performans / Sohrab Kashani
(18 Mayıs Çarşamba 17.30–18.30)

opening day:
17.30 coctail @ Manzara Perspectives (Tatar Beyi Street No:27)
17.30–18.30 Performance by Sohrab Kashani @ Lüleci Hendek Street (Start Point: Manzara Perspectives)
“Super Sohrab”, walk on the street, 30 min.
18.30 coctail @ ALANistanbul (Galip Dede Street No: 24 4th floor)
19.00 Performans by Erdem Helvacı­oğlu @ ALANistanbul Rooftop
“Bowing the beat”, sound performance, 30 min.
after 20.00, party @ ALANistanbul Rooftop // dj Önder Pamukçu

Written by admin

August 15th, 2011 at 4:07 pm

Posted in Tatar Beyi

UR – Utopia and Reality / Istanbul Pécs Ruhrgebiet

flyer utopia 4 only turkish web-1

UR – Utopia and Reality / Istanbul Pécs Ruhrgebiet

444m Alkotócsoport (Orosz Klára, Palatinus Dóra, Horváth Csaba Árpád, Makra Zoltán), ATILKUNST, Clemens BEHR, BODÓ Márton, Jan EHLEN, Mert EYILER, Deniz GÜL, Koray KANTARCIOGLU, Evrim KAVCAR, KUNST KOLLEGIUM ESSEN, KUPÁS Péter, LÁSZLÓ Zsolt, Anne LOCHMANN & Stefanie PLUTA, Gamze ÖZER, PALATINUS Dóra, RÁDÓCZY Bálint, Dirk SCHLICHTING, Johanna SCHWARZ, Bettina STEINACKER, ULRICH Ákos, PATARTICS Zorán, VÖRÖS Jutka, Nicolas WOLLNIK, YAWN — Sandra GREILING & Annika JANSSEN, Nalan YIRTMAC

DAVET
Olağandışı bir derginin olağan dışı sunumu
Essen ve Pécs ile canlı sohbet dahil
Tarih: Cumartesi, 26 Mart, 19.00
Yer: Manzara Perspectives, Tatar Beyi Sokak
27, Kuledibi – Beyoğlu – İstanbul (www.manzara-perspectives.com/)
UR – Ütopya ve Gerçeklik / İstanbul – Pécs – Ruhr Bölgesi
„2010 Avrupa Birliği Kültür Başkenti“’inden geriye kalan nedir? UR dergisinde, İstanbul, Pécs ve Ruhr bölgesinden 25 sanatçı, mimar ve fotoğrafçı geçtiğimiz yıl ile ilgili subjektif etkileşimlerini paylaşıyor. Sunum aynı anda İstanbul (Manzara Perspektif), Essen (Baustelle Scha­ustelle) ve Pécs (Nador Galéria)’da yer alıyor. Derginin ücretsiz bir kopyasını alın, Essen ve Pécs bölgesindeki ziyaretçiler ve katılımcılar ile canlı sohbet yapın ve eğlenin!
blog: http://utopiamag.wordpress.com/ (27.3.2011)

EINLADUNG
Die auβergewöhnliche Präsentation eines auβergewöhnlichen Magazins. Mittels Live– Vide­okonferenz sind auch Istanbul und Pécs dabei.
Zeit: Samstag, 26. März 2011, 18 Uhr
Ort: Baustelle Scha­ustelle, Brigittastrasse 9, 45130 Essen (www.baustelle-schaustelle.de)
Was ble­ibt übrig vom “Kulturha­uptstadtjahr 2010″? Im Magazin „UR“ vermitteln insgesamt 25 Künstler, Architekten und Photographen aus Istanbul, Pécs und dem Ruhrgebiet ihre subjektiven Eindrücke vom letzten Jahr. Die Präsentation findet zeitgle­ich in Essen (Baustelle Scha­ustelle), Istanbul (Manzara Perspectives) und Pécs (Nádor Galéria) statt. Während der Präsentation ist das Magazin gratis erhältlich und ein Online-Chat ermöglicht den direkten Austa­usch mit Künstlern und Besuchern in den anderen Städten!
blog: http://utopiamag.wordpress.com/ (ab 27.3.2011 online)

MEGHÍVÓ

Egy rendhagyó magazin rendhagyó prezentációja, amelyen élő vide­okonferencia segítségével jelentkezik Isztambul és Essen.
Zene: dj Bodoo
Időpont: 2011. március 26. 18.00 h, szombat
Helyszín: Pécs, Nádor Galéria, Széchenyi tér (http://www.nadorgaleria.hu/)
Mi marad az “Európa Kulturális Fővárosa 2010″ program után? 25 isztambuli, pécsi és ruhr vidéki művész, építész és fotóművész osztja meg velünk szubjektív tapasztalatait a 2010-es évről az “UR” lapjain keresztül. A prezentáció egyidőben zajlik Pécsett (Nádor Galéria), Isztambulban (Manzara Perspectives) és Essenben (Baustelle Scha­ustelle). A rendezvényen az UR magazin ingyenesen elérhető. A látogatók online-chat formájában pedig kapcsolatba léphetnek a művészekkel.
blog: http://utopiamag.wordpress.com/ (március 27-től elérhető)

Project by:
Katja Melzer & Zita Sárvári

Supported by:
DHL Fre­ight (main sponsor: www.dhl.hu/freight)
Robert Bosch Foundation, Goethe Institute Budapest, Goethe Institute Istanbul, Kulturverein Nikolaus Lenau e.V., Professi­onal Publishing Kft., Tiffany

Written by Kristina Kramer

March 24th, 2011 at 6:34 pm

Posted in Tatar Beyi

Selin Kocagöncü: Oturan var mı? Anyone sitting?

selin inviteweb

Manzara Perspectives şimdiki son sergisi olarak sunar:

Selin Kocagöncü — Oturan var mı?

9 Mart — 26 Mart 2011

Açılış: 9 Mart 2011, saat 19.30

Açılış performansı saat 20.00
“Öğretmenin İkilemi”
İçki oyunu (Kendi içkini kendin getir.)

Manzara Perspectives, Tatar Beyi Sokak 27, Kuledibi, Beyoğlu, İstanbul

Birbirini anlama olarak iletişim bir yanılsamadır ve her zaman başarısızlığa uğrar. Dünya yanlış anlaşmalarla doludur. Ben A dediğimde, sen ya B anlarsın, ya da sonunda hiç bir şey anlamazsın. Ben iyi niyetli konuştuğumda, sen tersinden anlar ve öyle bir tepki verirsin ki, ben dünyayı anlayamamaya başlarım. O zaman biraz dolaysız konuşalım. Bir şekilde bu da işlemez. Aslında birbirimizi anlamadan iletişim kurmaktayız; ve bu, tarafların itiraf edemediği bir noktadır. Eğer bu noktada meseleler kişiselleşiyorsa, bunun nedeni, maruz kalınan durumun, birçok seçeneğe yaklaştığı halde, hiçbir sosyal duruma tam oturmamasıdır.

Selin Kocagöncü, ilanlar veya internet gibi gündelik iletişim mecralarını kullanarak, incelikli ve alışılmadık durumlar yaratır. Yapıtları, oyuna benzer yapılarda kurgulanmıştır. Duruma-özel sosyal eylemler üzerine temellenen yapıtlar, sıklıkla yabancılar, sokaktan geçenler veya sergi açılışındaki ziyaretçileri içlerine dahil eder. Bu nedenle, müdahalelerinin sonuçları belirsiz ve öngörülemezdir.

—-

Manzara Perspectives is happy to present as preliminary last exhibition:

Selin Kocagöncü — Anyone sitting?

9 March — 26 March 2011

Opening: 9 March, 7.30pm

Opening performance 8pm
“Teacher’s Dilemma”
Drinking game (Bring your own beer.)

Manzara Perspectives, Tatar Beyi Sokak 27, Kuledibi, Beyoğlu, İstanbul

Communication in the sense of mutual understanding is an illusion and it always fails. The world is full of misunderstandings. I say A and you understand B or, at the end, you understand nothing. When I’m nice, you impute lower tho­ughts and react in such a way that I do not understand the world anymore. So, let’s be direct now. Somehow this does not work neither. We have been talking at cross-purposes and that’s exactly the point that no one wants to admit. If this is getting personal now, that is beca­use we are caught between several stools.

Selin Kocagöncü cre­ates subtle unusual situ­ati­ons utilizing everyday communication such as notices and the internet. Her works are conce­ived and structured similar to games that would be based on communication as social action specific to situ­ati­ons that involve strangers, random passers-by or visitors of an exhibition opening. Thus, the results of her interventi­ons are uncertain and unpredictable.

Manzara Perspectives präsenti­ert als vorläufig letzte Ausstellung:

Selin Kocagöncü — Sitzt da jemand?

9. März — 26. März 2011

Eröffnung 9. März um 19.30 Uhr

Eröffnungsperformance um 20.00 Uhr
“Teacher’s Dilemma”
Ein Trinkspiel (Bringt eigene Getränke)

Manzara Perspectives, Tatar Beyi Sokak 27, Kuledibi, Beyoğlu, İstanbul

Kommunikation im Sinne gegense­itigen Einverständnisses ist eine Illusion und funkti­oni­ert nicht. Die Welt ist voll von Missverständnissen: Sage ich A verstehst du B oder am Ende gar nichts mehr; bin ich nett unterstellst du mir niedere Gedanken und reagi­erst so, dass ich die Welt nicht mehr verstehe. Jetzt also Tacheles, aber irgendwie funkti­oni­ert das auch nicht, denn dass wir ane­inander vorbe­igeredet haben ist genau der Punkt, den sich keiner eingestehen will. Wenn wir jetzt persönlich werden, sitzen wir zwischen allen Stühlen.

Selin Kocagöncü schafft subtile ungewöhnliche Situ­ati­onen und bedi­ent sich dabei alltäglicher Kommunikati­onswege wie Aushang und Internet. Ihre spi­elerisch konzipi­erten und strukturi­erten Arbe­iten beruhen auf Kommunikation als situ­ati­onsbezogener Sozi­alhandlung und bezi­ehen häufig Unbekannte und zufällig Vorbe­ikommende bzw. das Ausstellungspublikum mit ein. Dadurch ist der Ausgang ihrer Interventi­onen nicht planbar und ungewiss.

untitled7web

IMG_0528web

IMG_0513web

IMG_0534web

IMG_0537web

IMG_0546web

Untitled-15web

Written by Kristina Kramer

March 3rd, 2011 at 10:01 pm

Posted in Tatar Beyi

bandrolsüz

A6-flyer

Written by Kristina Kramer

February 24th, 2011 at 10:51 am

Posted in Uncategorized

Bora Akıncıtürk “Eğitimim. Uyanıp, acıkmıștık // My Education. WE WOKE UP, HUNGRY”

mailing

Bora Akıncıtürk

Eğitimim. UYANIP, ACIKMIŞTIK

Dünya, ne gördüğümüz değil, ne hayal ettiğimiz, altını üstüne nasıl getirdiğimizdir. Dünya aslında düz ve dünyanın sonu yakın. Uçurumdan aşağı düştüğün veya kıyısına kadar geldiğin gibi, özellikle sen değil, bildiğimiz insanlar, sadece super kahraman kostümü içinde veya ninja kaplumbağ maskesinin ardından gülümser. Aynen, sanki burnunu kaybeder ve parti patlangıçları patlar yüzünde. Sonuçta kim kime gülüyor? Ancak, her ne kadar daha çok konfeti olsa da bu şakalarla ilgili değil.

Burro­ughs, kefaret, acı, sanat eşittir nakit, Alice Harikalar Diyarı, metropolitan-trash, ikon manyaklığı ve kaplan kürkü. Bora Akıncıtürk, renkli canavarların ormanlarını resmediyor. Oysa ölçü oranları kübistik-sürrealist tarzı içerisinde oyunbazca  değişebiliyor. Burro­ughs hakkında konuşmak istiyor, onun çalışmasını referans noktası olarak alıyor ve herkesin bilmesini istiyor: hayat saçmalığı – bilinçaltının çok çok derinlerinde yeşil çayırlar üzerinde konumlanmış.

Çalışmalarını elinden almadığınız sürede, neredeyse hiçbiri olduğu gibi kalmaz. Akıncıtürk, dış dünyadan etkilendiği formları alıyor ve sanatsal yansıması için katalizör olarak onları kasten kullanıyor. Herşeye rağmen, hiçbir şey olduğu gibi görünmüyor. Neo-Sürrealist otomatizm stratejileri ile görünüşte saf post-punk anları yaratıyor. Çalışmalarında, yerinden ayrılmış ve sökülmüş tualler üzerine yayılmış beden parçaları ve omurlar veya Türkiye’nin renkli hayalgücü ile türk geleneklerinin isimleri ve batılı çocukların rüya ve fantezi sembolleri gibi soyut formları, illüstrasyonları, sembolleri, kelimeleri ve fragmanları birbirleri ile birleştiriyor.

2010 ve 2011 resim serisi, teknik araştırmalar arasında dolaşmakta ve 80lerin Punk´ını anma amacındadır. Akıncıtürk, bastırılmış gençliği ve asi travmaları geri çağırmakta, ancak aynı zamanda sosyal krizlerin genel anlarını ustaca, renki ve çekingen şekilde hatırlatıyor.

Biraz kafası karışmış gibi görünen eğlenceli yaratıklar, zamanımızın düzensizliğini resmederken, çabasız veya bitkin görünmeden, içten ve kuvvetli şekilde ilham veriyor.

————————–————————–


Bora Akıncıtürk

My Education. WE WOKE UP, HUNGRY

The world is not what we see, the world is what we imagine, how we turn all upside down. Actu­ally earth is flat and the end of the world is near. As you fall over the edge just down, or come to a shore without space, especi­ally not for you, people we know are just smiling in superhero costumes or behind ninja turtle masks. Like as if you lost your nose and instead party poppers popping out of your face. So who’s laughing at whom? It’s not about jokes, even tho­ugh there is so much confetti.

Burro­ughs, redemption, pain, art equ­als cash, Alice in Wonderland, metropolitan trash, icon mania and tiger fur. Bora Akincitürk paints cre­atures and places in bright environments, whereas the size ratios are shifted playfully in a cubistic-surrealist manner. He wants to talk about Burro­ughs, understands his work as a reference point and everyone sho­uld know, life is crap — located on a green meadow deep deep down in the subconscious.

As long as one lets him work, almost nothing rema­ins as it is. Akincitürk takes the influ­ence from the outside world in a direct form and uses them deliberately as a catalyst for artistic reflection. Anyway, nothing is as it seems. With neo-Surrealist automatism strategies he cre­ates seemingly naive post-punk moments. In his works he combines abstract forms, illustrati­ons, symbols, words and fragments that are disjo­inted and detached over the canvases like scattered body parts and extremities or names of Turkish generals with the colorful imagery of Turkey and the symbols of the Western children’s dream and fantasies.

The recent painting series from 2010 and 2011 circulates between technical exploration and the desire to make a tribute to the punk of the ‘80s, that happened in Turkey just rudimentarily. Akinictürk recalls the tra­uma of the oppressed youth and rebellion, but he also reminds of general moments of social crisis — subtle, colorful and coyish.

The funny cre­atures that all look a little confused, illustrates the confusion of our time, without effort or looking exha­usted, but honestly and powerfully inspiring.

————————–————————–

Bora Akıncıtürk

Meine Erzi­ehung. WIR WACHTEN AUF, HUNGRIG

Die Welt ist nicht so wie wir sie sehen sondern so wie wir sie uns vorstellen, wie wir alles auf den Kopf stellen. Eigentlich ist die Erde eine Sche­ibe und das Ende ist nah. Gerade wenn man über den Rand in die Tiefe stürzt oder an ein Ufer angelangt wo kein Platz mehr ist, schon gar nicht für dich, lächeln dich Leute die du kennst in Superheldenkostümen und mit NinjaTurtle-Masken an. Als ob du deine Nase verloren hättest und Luftschlangen aus deinem Gesicht springen. Wer lacht also jetzt über wen? Aber es ist eigentlich gar nicht lustig, auch wenn hier so viel Konfetti ist.

Burro­ughs, Erlösung, Qual, Kunst kommt von Kohle, Alice in Wonderland, Metropolen — Trash, Ikonenwahn und Tigerpelze. Bora Akincitürk malt Wesen und Orte in bunten Welten, deren Größenverhältnisse spi­elerisch, kubistisch-surrelastisch verschoben sind. Er möchte über Burro­ughs reden, seine Werke als Ausgangspunkt verstanden wissen und alle sollen überha­upt wissen: das Leben ist ein Sche­ißladen — angesi­edelt auf der grünen Wiese im tiefen tiefen Unterbewusstsein.

Solange man ihm seine Arbe­iten läßt, ble­ibt fast keines, so wie es ist. Akincitürk lässt die Einflüsse seiner Außenwelt in direkter Form auf sich einwirken, dient bewusst als Katalysator für seine künstlerische Reflexion. Sowi­eso ist Nichts, so wie es wirkt. Mit neo-surrealistischen Automatismusstrategien schafft er kindliche post-punk Momente. In seinen Arbe­iten verbinden sich abstrakte Formen, Illustrati­onen, Zeichen, Wörter und Fragmente, die über die Leinwände wie Körperte­ile oder Gli­edmaßen verstreut sind. Oder Namen von türkischen Generälen mit der farbenre­ichen Bilderwelt der Türkei und den Symbolen der westlichen Welt zu Kinderträumen und Phantasien.

Die aktu­ellen Arbe­iten aus 2010 und 2011 zirkuli­eren zwischen technischem Erforschen und dem Wunsch nach einer Hommage an den Punk der 80´er, den es in der Türkei nie gab. Akinictürk erinnert an das Tra­uma der unterdrückten Jugend und Rebellion– immer wieder erinnert er — una­ufdringlich, farbenfroh und zurückhaltend an allgeme­ine, gesellschaftliche Krisenmomente.

Die lustigen Wesen, die alle ein wenig verwirrt aussehen, stellen die Verwirrung unserer Zeit dar, mühen sch nicht ab– keineswegs erschöpft, vielmehr ehrlich und kraftvoll inspirierend.




Content on this page requ­ires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player




Written by Kristina Kramer

February 16th, 2011 at 6:31 pm

Posted in Suriye Pasajı

Selin Kocagöncü: Komşuluk / Neighborship

neighborship-pic-fortheWeb

stickeri indirmek için aşağıdaki linke tıklayınız / for downlo­ading the sticker ple­ase follow the link:
http://www.manzara-istanbul.com/downloads/for_publishing_and_printing.zi

Manzara Perspektif, apartmandaki sergi serisini mutlulukla ve memnuniyetle sunar:

Selin Kocagöncü: Komşuluk

Açılış 9 Şubat, saat 19.00

Tatar Beyi Sokak 24/13, 26/7

Kuledibi Beyoğlu Istanbul

Duvarları birer sınır olarak algılamayla, bir geçişlilik alanı olarak algılamanın arasındaki farkı öne çıkartan kapıcıklar, Türk etkisinde kalmış Balkan ülkelerinde ve Türkiye’de eski evlerde görülen bir mimari ögedir. Ortak bir duvar veya çit üzerinden komşu eve açılan ve böylece komşular arasında ana girişe gereksinimi ortadan kaldıran küçük kapılardır. Kapıcıklar, Türkiye’deki İstanbul, Kastamonu gibi şehirlerin dışında, Arnavutluk’ta, Bulgaristan’da, Bosna-Hersek’te ve Makedonya’da da görülür. Komşuluk ilişkilerinin öneminin bir işareti olarak “kapicik”ler, Makedonya’daki ortak varolma anlayışının bir göstergesi olarak görülür. Ayrıca, farklı kültürlerden evlerin arasında da açılan bu kapıcıkları kullanarak, comitadjinin (devrimciler) bütün şehri sokağa ayak basmadan geçebildiği söylenir.

In the series of exhibiti­ons in apartments Manzara Perspectives is happy to present:

Selin Kocagöncü: Neighborship

Opening: 9 Febru­ary, 7pm

Tatar Beyi Sokak 24/13, 26/7

Kuledibi Beyoğlu Istanbul

Both a gateway and a limit, the dual concept of border is bro­ught forth in kapiciks (lit. small doors), which are architectural elements found in Balkan countries that used to be under the Ottoman influ­ence and in old Turkish houses. Kapiciks are small doors that open to the neighboring house thro­ugh a shared wall or fence, removing the need to use the main entrance among neighbors. Besides Turkish cities such as Kastamonu and Istanbul, kapiciks can also be found in Albania, Bulgaria, Bosnia-Herzegovina, and Macedonia. Indicating the importance of the relati­onship among neighbors, in Macedonia, kapiciks are tho­ught to signify a common understanding of coexistence. It is also noteworthy that, using the kapiciks, the comitadji (revoluti­onaries) were said to be able to travel all over a city without stepping on the street.

Im Rahmen der Ausstellungsre­ihe in Wohnungen präsenti­ert Manzara Perspectives:

Selin Kocagöncü: Nachbarschaft

Eröffnung: 9. Februar, 19.00 Uhr

Tatar Beyi Sokak 24/13, 26/7

Kuledibi Beyoğlu Istanbul

Als gle­ichze­itig ein Durchgang und eine Begrenzung, manifesti­ert sich das duale Konzept der Grenze in sogenannten Kapiciks  (wörtl. kle­ine Türen), ein architektonisches Element, das in Balkan-Ländern, die unter osmanischem Einfluss standen, und in alten türkischen Häusern zu finden ist. Kapiciks sind kle­ine Türen in einer geme­insamen Wand oder einem Zaun, die sich zum Nachbarhaus hin öffnen, wodurch die Notwendigkeit den Haupte­ingang zu nutzen unter Nachbarn entfiel. Neben türkischen Städten wie Istanbul und Kastamonu können Kapiciks auch in Albanien, Bulgarien, Bosnien-Herzegowina und Mazedonien gefunden werden.

Um den hohen Stellenwert der nachbarschaftlichen Bezi­ehungen aufze­igen, werden in Mazedonien Kapiciks als Symbol eines geme­insamen Verständnisses des Zusammenlebens gesehen. Bemerkenswert ist auch, dass es heisst, dass mit Hilfe der Kapiciks die Comitadji (Revoluti­onäre) in der Lage waren, sich in der Stadt zu bewegen und zu agi­eren, ohne die Straße zu betreten.




Content on this page requ­ires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player




Panorama by Haktan Özer

Written by Kristina Kramer

February 4th, 2011 at 5:48 pm

Posted in Apartments